Yükleniyor…

Pırıl Pırıl Moskova

Uyarına gelirse tepemde bir de çınar demiştin yıllar önce Demek ki on yıl sonra, Demek ki sabah sabah, Demek ki manda gönü Demek ki şile bezi, Bir de memedin yüzü Bir de saman sarısı Bir de özlem kırmızısı Demek ki göçtü usta kaldı yürek sızısı… Bu yazıya Nazım’sız başlamak olmazdı. Mezarı başında bir cigara yakıp, etrafa dağılmış, üzerinde şiirlerinin yazılı olduğu kağıtları okuyarak efkar dağıtmadan da mezarını ziyaret etmekte olmazdı elbette. Gözlerim doldu. Ne istemişti nerede yatıyordu. Memleketim Memleketim Memleketim diye inleyip binlerce kilometre ötede öylece buz gibi bir taşın altında yatıyordu. Gözlerim doldu. Cigara parmaklarımın ucunu yakıyordu. sonra, Moskof sokaklarında ezberlediğim şiirleri ile turluyordum. Kar yağıyor. Rüzgar kesiyor. Hava kararıyordu. Gözlerim doldu. Ruslar iyi insanlar, okumuş, bilgili, nezaketli ve kibar… Bana biraz Almanları ve Fransızları hatırlattılar. Çarlık zamanından gelen aristokrat tavırlarıyla Fransızları; teknik bilgi, plan, program ve mühendislik konularıyla ise Almanları. Bir de kendilerine has ama bir türlü anlamadığım Rus kısımları vardı. Yüksek kültürlüler; %70’e yakın üniversite mezunu, kendi edebi eserlerini ezbere biliyorlar, matematiği ispata dayalı okuyup Bolşoy balesini izlemek için aylarca para biriktiriyorlar. Moskova aslında daha tarihi beklediğim bir şehirdi. 1147 yılında kurulan Moskova savaşlardan sonra yeniden yapılmıştı. Geniş caddeler, yüksek apartmanlar ve trafiği ile zaman zaman Pekin’e benziyordu hatta. Rusların asıl memleket Kiev, oralardan kalkıp buralara yerleşiyorlar ve sonra Kiev Ukrayna oluyor, buralar da Rusya. Bir ucundan diğerine 9 saat fark var. 180 milyon kişi yaşıyor. Kozmopolit bir toplum. Özbek, Azeri, Gürcü, Belarus ve Ukrayna kimi ararsan var. Metro istasyonları sanat galerileri gibi, 40 saniyede bir gelmesiyle de dünyada daha hızlısının olmadığını düşündürüyor. Bir de çok derin 250 metrelik bir yürüyen merdivenden metroya ulaşınca içiniz ürpermiyor değil :)

White Rabbit

Geldik lokantalara; St. Pellegrino dünyanın en iyi 100 restoranı listesinde 71 numara ve listenin en üst sırasındaki Rus lokantası. Bir göktelenin tepesinde ve cam bir fanusun içinden tüm Moskova’yı rahatça izleyerek yemeğinizi yiyiyorsunuz. Servis, yemekler, müzik ve ambiyans fazlasıyla iyi. Dilediğiniz gibi takılın. Yediğim her şey iyiydi ve eminim yemediklerim de öyle. Çalışan herkes Rus asıllı Rus! Bu benim sevdiğim bir kural. Ördek pastırmalı çilek salatası, patates çorbası, astrakhan havyarı, tuna tartar, mantar suyu bıldırcın yumurta vs. vs. bizim seçtiklerimizdi. Tatlılardan da bal keki favorim! Moskova’ya giden biri bence mutlaka uğramalı. Yer aldığı listeye göre fiyatları makul ölçüde. Ha bir de ufak ufak gastronomik süprizler yapıyorlar, o bakımdan da bayağı eğlenceli…

Cafe Puskin

Sen 35 yıl yaşa, aşık ol ve yaz; Rus edebiyatı da senden sorulsun! Birazdan Puskin masanınza oturacak sanıyorsunuz, o kadar yani. Ambiyans inanılmaz, servis mükemmel, yemekler çok çok iyi. Listede olmamasına karşın pahalı. Yine tüm servis Rus. Mekanı isteyen herkese tur attırıyorlar, ki mutlaka bir tur atın derim. Borş çorbası bence çok çok iyiydi. Özellikle kırmızı risotto ve ördek gögsü aromadan aromaya koşan acayip bir yemekti. Lakin ben öğle yemeği taraftarıyım, çünkü gece fazla karanlık ve cafe gündüz ışığı ile çok çok güzel görünüyor. Yemek yemeseniz de mutlaka ama mutlaka uğrayıp kahve için. Zamanda yolculuk yapacaksınız.

Elessesky Market

Dünyanın en güzel marketi başka söze gerek yok! Bir gastroseyyahın Moskova'da görmesi gereken en manyak yer :)

Aslında Moskova’yı tam yazacak kadar kalmadım ya da kendimi veremedim orada. Ama kısa da olsa bir şeyler yazmak istediğim için bu satırları sizle paylaştım. Bir sonraki seyahatte daha detaylı bir yazı sizlerle olacak.